Kuyulardan korkarım. Hep korkardım. Hem korkardım hem de nerede bir kuyu görsem ille yaklaşıp ürpererek içine bakardım.
Eskiden ilkokul, orta ve lise bitirme sınavları, yazılı veya sözlü olarak her ders için ayrı ayrı yapılırdı.
Çok can bir arkadaşım vardı. Hilda… Ki çok erken kaybettim. İkimizin genç, bol vakitli ve sorumsuz olduğu günlerde, içtiğimiz su ayrı gitmez, bütün zamanlarımız birlikte geçerdi.
Yıllarca çocukluk rüyalarımı süsledi Unicorn. Onunla yattım onunla kalktım gecelerce. O benimdi. Onunla dünyaları gezer, harikalar yaratırdık. Unicorn!
Eskiden İstanbul’un göbeğinde martı sesi duymazdık. İstanbul bir deniz şehri, tabii ki bolca martı var ama hep adalarda, denize yakın yaşarlardı.
Yine bir yaz, yine Burgaz. Evimizin bahçesinde eski model bir su motoru vardı. Bir ana şalteri, her kata giden boruları ve birçok vanası olan, gürültüyle homurtuyla çalışan bir motor.
O hayatımdaki en anlamlı ilişkiydi. Sözsüz. Salt iletişimle, zihinsel iletişimle yürüyen, sıcak, duygusal, saf, çıkarsız bir ilişkiydi. Aklımdan geçeni anlar, bütün duygularımı hissederdi.
Madam Evdoksiya’nın Burgazadası’nda güzel bir evi vardı. Ayos Yanis Kilisesinin bir üst sokağında, az meyilli bir yokuşun başında, tam köşede tahta bina nostaljik bir Rum evi.
GARİP Siyahlı beyazlı, cinsi belli değil bir sokak köpeğiydi. Neden bilmem, daima bir kulağı aşağıda, bir kulağı yukarıda dururdu. Üç yaz boyu her sabah, “Gariiip” seslenişleriyle uyandım.
Her zaman göğüsleri süt dolu olur ve yerlere değerdi. Adını Meme Hatun koymamız bundan. Burgazada’daki bütün kedilerin gönüllü süt annesiydi.
Geçtiğimiz günlerde Karagözyan Okulunda tiyatroyla ilgili son derece keyifli bir söyleşi gerçekleşti.
İstanbul Mutfak ve Yaşam Kültür Yazarı Meri Çevik Simyonidis’in, kurucusu olduğu sempatik mekânı Mezedaki’de, 13 Kasım’da, “Damakta Kalan Tadımlı Etkinlikler” dizisinin sohbet konuğu oldum.
Jash İstanbul Saloon’da, yılların unutturamadığı caz ustası Hırant Lusigyan sevgi ve coşkuyla anıldı.
Geçen ay Adalar Müzesi’ndeki etkinliği detaylıca anlatmıştım, bu ay da başka ilginç bir etkinlik için Büyükada’daydım.
Rahmetli Vahriç Güler’in anısına, kızının da rol aldığı ilginç bir oyun sahnelenmekte: “Her Kuşun Eti Yenmez”. Selin Tüysüz’ün yazıp yönettiği epey feminist bu iki perdelik komedi, güldürürken düşündürüyor.
Sahne tozlu anılarımı içeren “İster Ağla İster Gül” kitabımın ikinci imza günü 13 Temmuz Pazar akşamı Kınalıada’nın nostaljik mekânı Hina’da yapıldı.
27 Ağustos Pazar günü Burgazada Adalar Su Sporları Kulübü’nde (A.S.S.K) Adalar Belediyesi ve Adalar Kent Konseyi tarafından...
Geçtiğimiz ay, 11 Ocak Çarşamba günü Beyoğlu Akbank Sanat’ta ‘Afife Jale’nin Mezarı Peşinde’ konulu ilgi çekici bir etkinlik vardı.
Pangaltı Lisesinden Yetişenler Derneği’nin 200. yıl etkinlikleri kapsamında sunduğu ‘Vay Başıma Gelenler’ adlı oyun Getronagan Lisesi’nden Yetişenler Derneği sahnesinde izleyicisiyle buluştu.
Aslında Amerika’ya sinemacı olmak için gitmiştim ama önce iyi bir tiyatro eğitimi almamın doğru olacağını düşündüm. Sonra tiyatroya esir düştüm ve tiyatrocu olarak kaldım.
