Selda Alkor’un anılarından…

269 Okunma
 Türk sinemasının sevilen ve saygı duyulan oyuncularından Selda Alkor, 1965 yılında “Ses” mecmuasının açtığı yarışmada birinci olup, kariyerinin ikinci senesinde tam 22 filmin başrolünde oynayarak Türk sinema tarihine adını altına harflerle yazdırmıştı. 1980’li yıllarda televizyonun talep görmesiyle birlikte TRT’de Kartallar Yüksek Uçar dizisiyle hanım ağa rollerinin vazgeçilmez oyuncusu olmuştu. Sümbül Sultan, Yurdanur, Koğuş ağası, Nur ve daha niceleri…   Sanatçı seçtiği rollerde hep kadının toplum içerisindeki değişim ve dönüşümünden bahseder. 2017 yılında ise Nurdan Tekelioğlu rejisiyle çekilen İki Yaka Yarım Aşk filminde oynayıp, bir mübadil olan “Nergis” karakterini canlandırır. Biz de bu röportajda kendisiyle sinema geçmişini, rollerini ve dizilerini konuştuk.
 
 “İki Yaka Yarım Aşk” (2017) adlı kısa bir filmde oynadınız. Bu filmde mübadil bir ailenin dramı işleniyor. Siz de sanırım “muhacir” bir aile geçmişine sahipsiniz. Rolünüz için neler söylemek istersiniz?
 Baba tarafımdan Çerkez’im. Babamın dedesi veyahut onun da dedesi Kafkas Türklerinden ve buraya kendi arzularıyla gelmişler. Kendi arzunuzla geldiğinizde “muhacir” oluyorsunuz. Başınıza ne gelirse gelsin, “eh istedim, oldu” diyorsunuz. Muhacirler gerçekten çok farklı bir yaşam içindeler ama mübadele dendiği zaman büyük farklılıklar çıkıyor. Bana bu film teklif edildiği zaman hiç düşünmedim ve hayatımda ilk defa bir kısa filmde oynadım. Yüze yakın uzun metraj filmim var. Zaten diziler alıp başını gidiyor ve gayet uzun oluyorlar. Dolayısıyla bir kısa filmin tadı nasıl olur diye düşündüm. Hiç tereddüt etmeden kabul ettim. Bir mübadil olarak bu sıkıntıları yaşamasam da, muhacir bir aileden gelmenin özelliğini taşıdığım için heyecanlandım.
 Sonuçta biz bu filmi yaparken bana mübadelenin ne olduğunu Nurdan (Tekelioğlu) öğretti. Lozan mübadelesini bilirdim ama bu mübadillerin çekmiş olduğu acıları, yaşam şartlarını asla bilmezdim. Göç gerçekten çok zor bir iş. Farklı bir kültürde olup, ana baba baskısının ve gelin baskısının olduğu bir ülkeye gidiyorsunuz. Üstelik maddi gücünüzü kaybetmiş olarak. Ne yapacaksınız? Gelirken, “bir saat içinde pılınızı pırtınızı toplayın, memleketinize gidiyorsunuz” diyorlar. Hem öz vatanıma gidiyorum diyorsunuz hem de gittiğiniz yeri hiç bilmiyorsunuz ve gemiye bindiğinizde ve birazcık paranız varsa daha iyi yerlerde oturuyorsunuz ama yoksa o yolculuk sırasında bile çok sıkıntı çekiyorsunuz. Sonrasında hiç olmadığınız ve yaşamayı düşünmediğiniz bir yere geliyorsunuz. “Senin vatanın budur, burada yaşayacaksın” diyorlar. Sonrasında, ben burada nasıl yaşayacağım, ne işim var ne gücüm, ya arkada bıraktıklarım; evim, özel eşyalarım, bahçem, çiçeklerim ve hatta hayatını kaybeden yakınlarımın mezarları, diye düşünüyorsunuz ama artık dönmeye imkân yok ve bu ülkenin şartlarına uyum sağlamaya çalışıyorsunuz.
 
 1965 yılında “Ses” Mecmuasının açtığı yarışmada birinci seçilerek kapak yıldızı oldunuz. Yarışmaya başvurmanız tesadüfen mi oldu?
 Bizim mahallede herkes “Ses” mecmuasına resim gönderiyordu. Çok sevdiğimiz bir komşumuzun iki kızı vardı, onlar da gönderdiler. Sonra “sen de gönder!” diye ısrar ettiler bana. Bense “Türkan abla, biliyorsun annem yok, babam yok, abim kıskanç zaten, göndermem mümkün değil.” dedim. Sonrasında ısrarlarına dayanamayarak birkaç fotoğrafımı gönderdim. Resmimi gönderirken de iletişim adresi olarak ablamın ev telefonunu vermiştim. 1964 yıllarının sonlarıydı galiba, bir telefon geldi ve dört bin kişi arasından ilk elemeyi kazandığımı bildirdiler. Bu işe sevinememiş, aksine kimsenin haberi olmadığı için korkmaya başlamıştım. Sonrasında “Ses” mecmuasının sayfalarında ilk elemeyi geçenlerin küçük küçük fotoğrafları yayımlanmıştı. Birileri görürse diye korkum bir kat daha artmıştı. Abimin haberi olursa ben ne yapacaktım? Artık son çarem Ses mecmuasına gidip, bu işten vazgeçtiğimi söyleyip, resimlerimi geri almaktı. Yazı işleri müdürü olan Çetin Emeç ve Enis Olcayto ile görüştüm. Çetin Emeç bana fotoğraflarımı geri vermedi ve “kimse kafana silah dayamıyor, eğer sen mutlu olmazsan ayrılır gidersin. Çok istiyorsan da kalıp, devam edersin. Bu sana kalmış bir şey…” dedi. Ben aslında akademiye gidip, ressam olmak istiyordum. Sonunda düşündüm ve aklıma yattı. “Neden olmasın?” dedim.

...

Röportajın devamın dijital ya da basılı dergimizden okumaya devam edebilirsiniz. Paros Dergisini anlaşmalı bayilerimizden ya da web sitemizden online olarak satın alabilirsiniz.
Online Dergimizi Satın Almak İçin - Online Dergi
Size En Yakın Bayi İçin  - Bayilerimiz