Krizi fırsata çevirmek: Corona

1805 Okunma
 Psikiyatride durumsal yaşam krizleri içinde tanımlanan “teknolojik ya da doğal felaketler” aynı anda çok fazla sayıda insanı etkileyen, acil durum niteliğinde travmatik deneyimlerdir. Dünyayı ve ülkemizi etkisi altına alan Corona salgını ile insanlık ciddi bir travmatik deneyimlediği günlerden geçiyor. İnsanlar bu ani, beklenmedik ve alışılmadık durumla bir yandan baş etmeye çalışırken diğer yandan belirsizlik içinde kaygı, umutsuzluk, uyuşma, duyarsızlaşma gibi emosyonel kriz belirtileri gösteriyor. Belirsiz bir tehdidin büyüklüğünün, algılanan baş etme becerilerinin büyüklüğüyle ters orantılı olduğu düşünüldüğünde; baş etme becerisi düştükçe tehdide yönelik hissedilen kaygı çoğalıyor. Bu açıdan Corona virüsü bilinmezliği, tedavisinin henüz bulunamamış olması, belli gruplarda ölümle sonuçlanabilmesi gibi riskli özelliklerinin yanında tüm dünyayı saran yayılma hızı ile de dünyada acil önlem alınması gereken birincil sorun olarak yerini aldı.
 Sosyal mesafenin, salgının yavaşlamasındaki önemi anlaşıldıkça, gerek yasal kararlar gerekse bireysel tedbirler kapsamında insanlar daha çok evde vakit geçirmeye başladı. Her şeye gücü yettiğini düşünen, imkânların hangi birini tüketeceğini bilemeden oradan oraya koşturan insanlık, mecburi bir yavaşlama ve kısıtlanma içine girdi. Kitle iletişim araçlarında virüsün tıbbî, siyasî, ekonomik boyutları tartışıladursun belki de insanoğlu uzun bir süreden sonra ilk kez aslında kendinden daha üstün ve önemli bir şeyin sadece ama sadece bir parçası olduğunu ve gücünü esas ondan aldığını hatırladı. Sürekli üreterek, tüketerek bozduğumuz dünya düzenini şimdi ortak bir çabayla iyileştirmeye çalışıyoruz. Bu, görebilene anlayabilene inanılmaz bir fırsat. Doğa bizlere ciddi bir ders vermekte, tam da kendine yakışır bir umursamazlıkla. Bireyden topluma bu sürecin bizlere öğreteceği çok şey var. İzolasyonda da olsak, anlamın ve bağ kurmanın peşini bırakmamak gerektiğinin büyük bir örneği aslında... İnsanlık bu açıdan ciddi bir sınavdan geçiyor. En basitinden evde nasıl vakit geçireceğini bilmeyen, sosyalleşmeden yaşayamayan çoğu insana evde kalabilmeyi ve kaldıkça bundan keyif alabilmeyi öğretiyor, yalnızlıktan korkanı yalnızlığıyla sınıyor, onunla barıştırıyor, gündelik hayatın getirdiği çoğu önemsiz şeyden bıkkınlık gelmiş insana; sahip oldukları için minnettar olmayı, zihinsel ve fiziksel sağlığımızı önemsemeden girdiğimiz hayat mücadelemizde yavaşlamayı, inzivaya çekilebilmeyi öğretiyor. Toplumsal düzeyde ise bireysel ya da kültürel farklılıkları önemsemeden birleşmemize ve tek bir grup olarak davranmaya zorluyor.
 Bu süreçte bana bir şey olmazcılara, ölümü bile göze alabilen “kendince kahramanlara”, sevdiklerini öldürmeyi göze alabilir misin diyerek diğergamlığı yani başkalarının yararını da kendi yararı kadar gözetmeyi deneyimletiyor. Doğa; doğal afetlerle, küresel ısınmayla çekemediği tüm dikkati üzerine çekmeyi başarmış durumda; birbirinize karşı sorumlusunuz, bana karşı sorumlusunuz diyor. Düşünsenize doğa unvan, sosyoekonomik düzey, cinsiyet, ırk, coğrafya ayrımı yapmıyor; hepimiz benden mesulsünüz diye bağırıyor. Kendini özgür zanneden, imkân ve kaynak çokluğundan yirmi dört saatin kendilerine yetmediği illüzyonuyla daha da fazlasını isteyen bizlere hiçliği gösteriyor.
 Bu günler umarım en az zararla, birlik ve beraberlikle aşılır da, artık insanlık tüm canlılara ve doğaya yönelik geliştirmesi gereken sorumlulukları konusunda; toplumsal bilinci, birlik ve beraberliğin önemini, sınırsız görülen kaynakların sınırlılığını, özgürlük içinde yalın ve değerlere sahip çıkarak yaşamayı tartışır, dikkate alır hale gelir.
 Sahiden de kendi küçük dünyamızda minnettar olmamız gereken bir dolu şey; dünyamız için ise dert etmemiz gereken ne çok şey varmış!

Paros Dergisini anlaşmalı bayilerimizden ya da web sitemizden online olarak satın alıp okuyabilirsiniz. 
Online Dergimizi Satın Almak İçin - Online Dergi
Size En Yakın Bayi İçin  - Bayilerimiz